GÖĞE ASILI ÖYKÜ / Bir Âmâ'nın Sözü


     Tak tak tak...  Görmediğim sanılan bakışlar, yanlışlıkla çarptığım insanlar, yürüyemediğim yollar ve yüzüme çarpan o hafif rüzgar...

    Gıcırtılı poşetteki ekmek bir elimde, diğerinde ise dilsiz , iradesiz fakat oldukça yürekli, biçarem sopam. Kahkahalar, bağrışmalar, korna sesleri, birbirine karışmış yeşil ışığın belirteci dıt dıtlar…
     Ne çok isterdim şuan görmeyi. Kırmızıyı, yeşili, en çok da   maviyi ,semâyı kaplayan o eşsiz renk en sevdiğim renkti. Renkleri anlatmasını istemiştim küçükken annemden, maviden başlamıştı. Huzur doludur, içini ferahlatır, acılarını dinler merhem olur...
    O günden beri 38 yaşıma gelmiş, kazık kadar adam olmuştum. Biriyle evlenmiş, onu çok sevmiş, yıldızım demiştim. O nûrumdu benim. Yolum yordamım, saf ve zarifimdi. Yıldızın parlak, beyaz olduğunu bilirdim, beyazınsa çabuk kirlendiğini. Kirlenince tüm
güzelliğini yitirdiğini. Bu yüzden hiç kızmadım karıma. O ne derse hep he dedim. O da kırmadı beni. Hiç of duymadım kelâmında, çok mutlu olduk geçinip gittik.
    Mis kokulu nazeninim bir de kızım olmuştu. Onu her şeyden çok sevdim. Ona aldığım ilk giysi beyazdı, zarif olsun istedim karım gibi . Aslında duyardım kızların pembeyi sevdiğini. Ama o zamana dek pembeyi çok tanıma fırsatı bulamamıştım ne zaman aldım kızımı kucağıma, o zaman pembenin adını kızım koydum . Beni bırakıp gitmesinden, onu incitmekten daima korktum. Pembeyi de hiç incitmedim. Pembeye daima saygı duydum, onu mutluluk göz yaşı belledim. İşte böyle böyle oluştu renk lügatim.
    Derken bir ses  ‘’otobüsümüz geldi amca’’ dedi.
 15,16 yaşlarında sandığım aynı otobüse bindiğimiz genç delikanlıydı söyleyen. İlerledim tak tak tak...  
    Zile dokundum. Kapıyı eşim açtı. Elimden ekmeği aldı. İçeriden Kuran sesleri geliyordu. Kızım komşu çocuklarına Kuran öğretirdi.
 Eşim yanıma oturdu. Konuştuk her zamankilerden, bir de anılardan hayallerden. Sohbet böyle ilerlerken, hanım ‘’bey’’ dedi ‘’hâla görmek ister miydin?’’
 Bu soru kaldı dakikalarca kulağımda, düşündüm...
    Ne çok isterdim görmeyi. Renkleri, kendimi, eşimi, kızımı, anamın mezarının başına diktiğim kuş üzümünü, başucumda ötüp duran kanaryayı...
    Bir de endişe ettim, ya bakımlı değilseydim zihnimdeki kadar. Evimin iki odası geniş değilseydi,  âmâ gözlerimle biçtiğim kadar. Dağlar iri değilseydi, güneşi arkasına
saklayacak kadar. Fikirlerim yitip giderseydi gözlerimin önünde.
    Etrafımdakileri tanıma gereği duymasaydım, görünüşüyle hüküm verseydim bir çoğu gibi yaşayanların. Gözümle gördüğümün daima tek doğru olduğunu düşünseydim, ben de kaybolup  gider miydim? Şu an ki bildiklerimle, kısacık dünyada, maddelerin içinde...  Korktum korkularıma bir yenisini daha ekledim...

-M

Dinlemelik bir şeyler bırakıyorum. Bakmadan Geçme :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SON KUŞLAR

İMGE,GERÇEKLİK VE KÜLTÜR

SARNIÇ